MERYEM ANA ÇİFTLİĞİ FİYASKOSU

Kolay kolay bir işletme hakkında olumsuz yorum  yapmam. Sanki insanların ekmeği ile oynuyormuşum hissine kapılırım. Hizmetinden memnun kalmadığım bir mekana bir daha gitmem olur biter. Ama bu defa yazmam lazım. Çünkü sahiden de çok üzüldük.

Cumartesi günü İstanbul'dan gelen dostlarımızla beraber Meryem Ana Çiftliği'nde buluşmaya karar vermiştik. Yanımızda 3 çocukla keyifli zaman geçiririz zannettik. Aslında geçirdik de çünkü birbirini çok seven ve çok özleyen insanlar bir araya gelmiştik. Ama o kadar!

Meryem Ana Çiftliği doğası itibariyle oldukça güzel bir mekan. Kendi içinde küçük bir hayvanat bahçesi var. isteyen at binebiliyor. Çiçeklerle bezeli güzel ve oldukça büyük bir bahçesi var.

Biz kahvaltıya gitmedik. Öğle yemeği yemek istedik. Baştan söylemek isterim; sakın aç gitmeyin. Bize üç alternatif sunuldu: Saç Kavurma, Mantı ve İçli Köfte. Bu üçü dışında menüde yiyecek bir şey yok. Biz de her yemekten biraz biraz söyledik. Sonuç; facia. Saç kavurmanın etini değil diş testere ile kesemiyorsunuz, mantı deseniz tadına dahi bakmaya cesaret edemedim görüntüsü yetti, içli köfte ise içi dışına çıkmış, yağ içinde bir köfte idi. Ben yemeğimin yanında ayran içmek istedim. Bardağın sonuna geldiğimde dibinde limon çekirdeği gördüm. Belli ki "her şeyi burada kendimiz yapıyoruz" sözü tamamen masal. Market yoğurdunun içine limon sıkıp biraz ekşiterek ayran yapınca doğal oluyor zannetmiş olmalılar.

Mama sandalyesi istedik. Yok dediler. Meğer almışlar ama müşteriler kırmış. O nedenle yokmuş. Doğrusu hangi müşteri en fazla iki saat kullandığı mama sandalyesini kırar merak ettik. Hadi onu da geçtim, başka müşterilerin hoyrat kullanımı yüzünden neden ben mağdur oluyorum bu apayrı bir tartışma konusu.

Kahve istedik. Defalarca belirtmemize rağmen çay bardağında istediğimiz kahveyi fincanda getirdiler. İtiraz edince geri götürüp yeniden bardakta getirdiler.

Bütün bunlar bir yere kadar katlanılabilir aksaklıklar belki ama bizi asıl üzen ve beni bu yazıyı yazmaya iten en can alıcı sebep; çalışanların hayvanlara karşı olan tutumları oldu. Kendi halinde gayet de güzel yürüyen midilliye gözümün önünde defalarca vurdu bir tanesi. "Yürüyor işte neden vuruyorsun" dedim, vurmazsam yürümez dedi. Yalan. Zaten ipinden çekiyordu başka biri ve hayvancağız da gidiyordu paşa paşa. Sonra aynı adam havlayan bir köpeğe "sus lan, havlayıp durma" diye bağırdı. Ne zararı varsa. Hayvan sesinden rahatsız olan zaten oraya gelmez bırak havlasın. Bir başka çalışan ördek sürüsünün içine dalıp hayvanları tekmeledi. En fazla tepkiyi de o aldı. Eşim ve arkadaşlarımız "neden vuruyorsun vurma deyince" ufak ufak kaçtı.

Bunun üzerine zaten çok da oturmayıp kalktık.

Özetle günün tek güzel yanı, dostlarımızla beraber olmaktı. Bir de hiçbir şeyden haberi olmayan minik Duru hayvanları görünce çok keyif aldı.

Sizi bilmem ama ben bir daha oraya gitmem.



Yine de gitmek isteyen olursa yeri Buruk Mezarlığı'nı 7-8 Km. geçince Mustafalar Köyü çıkış tabelasından sağa döner dönmez.