Annenin Özgürlüğü Keşfeden Çocukla İmtihanı

Çocuk sahibi olmamızla birlikte dört gözle beklediğimiz kimi aşamalar belirir önümüzde. Önce "ah bir 3 ayı doldursa da şu gaz problemi bitse" deriz. Sonra "Ah bir 6 aylık olsa da ek gıdaya başlasak" diye gün sayarız. "Ah bir yaşına girse", "ah bir yürüse!". Uzayıp gider bu liste. Daha bunun konuşması, okula gitmesi, kendine yeten bir insan olma aşamaları var ki onları saymıyorum.

Zira ben bu gün "ah bir yürüse!" temennisinin ne kadar yerinde(!) bir temenni olduğu ile ilgili yazacağım.

18 aylık bir çocuk, bir anda kendisinin de yetişkinler gibi her şeyi yapabilecek yeterlilikte olduğunu fark eder. Açıkça ifade edemese de "ben bir bireyim, ben kendi başıma hareket edebilirim" duygusu ile donanır. Bebek arabası artık onun en büyük düşmanlarından biridir. Arabadan inip dünyayı ayaklarının üzerinde keşfetme telaşına düşer. Yürümeye ve keşfetmeye odaklanmış bu küçük insana dünyanın dikkat edilmediğinde oldukça tehlikeli bir yer olduğunu anlatmanın bir yolu olmadığına göre; bu noktada biz ebeveynlerin yapması gerekenler bazı şeyler olduğu muhakkak.

Bilmiş bir anne olarak hem kendi tecrübelerimden hem de uzman görüşlerinden yola çıkarak ne yapılabileceği ile ilgili bir kaç yöntem geliştirdim.

Ne İstediğinizi Anlasın

Yürümeye yeni başlayan çocuğunuz, siz söylemedikçe yanınızdan ayrılmaması gerektiğini bilmez. Bilse bile siz onun gözünde sürekli "yapma, etme, koşma" diyen ve engel koyan birisiniz. Sizi neden dinlesin ki?

Bu noktada ben Duru ile ne zaman dışarıya çıkacak olsam ona nereye gideceğimizi, ne yapacağımızı anlattım. "Şimdi markete gidiyoruz, alışveriş yapacağız. Yanımdan ayrılmanı ve kendine zarar verecek bir şey yapmanı istemiyorum annecim" gibi cümleler kurdum. Elbette dinlemediği zamanlar oldu ama düzenli tekrarlardan sonra bunların bir kural olduğunu anladı ve her zaman göz teması kurabileceğim bir noktada bulundu.

Uyarılarınız Net Olsun

Çocuklarda güvenlik diye bir kavram ne yazık ki yoktur. Bunu zamanla öğrenirler. O zamana kadar da onların güvenliğini sağlamak bizim sorumluluğumuzdadır. Zaman zaman hepimiz yolda hızla koşan çocuğumuzun arkasından "dur!" diye bağırırız. Ama o komutun çocuk tarafından nasıl algılandığı üzerine düşünmeyiz. O sırada onun kafasından geçen olası düşünceler;

  • Bana mı dur diyor başkasına mı?
  • Durmazsam ne yapacak deneyelim görelim!
  • Neden durmam gerekiyor?
  • Koştuğum için mi durmam gerekiyor yoksa başka bir nedenden dolayı mı?
Elbette evrendeki çocuk sayısı kadar örnek çıkarılabilir. Bunlar benim aklıma gelenler. 

Çocuklara bir şeyi yapmamaları gerektiğini anlatırken mutlaka nedenler sunmak gerektiğini düşünüyorum. Hatta kimi zaman kontrollü bir özgürlük sağlayarak kendisine ciddi zararlar vermeyecek şekilde kimi davranışlarının sonuçları ile yüzleşmesini sağlamanın faydalı olduğu kanısındayım. Deli gibi koşan bir çocuğa "Dur" demek yerine net bir şekilde "Duru koşma kızım!", "Kaldırımdan inme!" gibi daha net uyarılar yapmak hatta düşmesine izin vererek deneyimlemesini sağlamak işe yarayacaktır. 

Kısıtlama Getirin

Ne kadar rahat bir ebeveyn olursanız olun bazen öyle anlar gelir ki çocuğa kısıtlama getirmek zorunda hissedersiniz. Alışveriş merkezleri, kalabalık caddelerde bulunmak gibi. Pek çok uzman çocuklara takılan koşum gibi aletleri onaylamıyor. Biz de Duru'da hiç kullanmadık. Sanırım fikir pek sevimli gelmedi :) Hem onlarla dolaşırsa etrafını gözlemleyemez, dikkatli olması gerektiğini öğrenemez.

Kısıtlama mecburiyeti doğduğunda çocuğunuzu arabasına oturtarak "kısa bir süreliğine burada oturman ve dinlenmen gerekiyor." demeyi deneyin. Karşı koyacaktır, ağlayacaktır. Ama unutmayın siz annesisiniz ve onun için en doğrusunun ne olduğunu iyi biliyorsunuz. Bazı durumların tartışmaya açık olmadığını böylelikle anlayacaktır. 

Güvenliği Oyunlarla Anlatın

Anne baba olmanın yaratıcı olmayı ve rol yapmayı gerektirdiğini öğreneli çok oluyor. Beni Duru ile oynarken gören bazı arkadaşlarım "aslında senden iyi tiyatrocu olurmuş" der oldular:) Kalsın canım almayayım. Bana oyunlarımız fazlasıyla yetiyor.

Ben Duru'ya sıcak bir şeye dokunmaması gerektiğini, aksi halde elinin yanacağını kestane ile anlattım. Soba üzerinde pişmekte olan kestaneleri elime alarak "cıs cıs! elim yandı" dedim. Daha sonra parmağının ucu ile dokunmasına izin verdim ve arka arkaya "sıcak kızım elin yanar" dedim. Pekişsin diye aynı şeyleri çay bardağı, kalorifer peteği gibi şeylerle de denedim. Ve işe yaradı. "Cıs, sıcak" dediğim ne varsa yanına dahi yaklaşmadı.

Koşarken düşebileceğini ya da başını çarpabileceğini göstermek içinse evin içinde koşup düşme numarası yaptım. Daha sonra da "hızlı koştuğum için düştüm, canım acıdı" dedim. Ya da "önüme bakmadan koştum ve başımı çarptım" dedim.

Çocuklar çok zeki varlıklar ve inanın hemen anlıyorlar. Şimdi Duru ne zaman canı yansa gelip nasıl olduğunu anlatıyor. "Koştum, düştüm, acıdı" gibi şeyler söyleyerek neden-sonuç ilişkisi kurabiliyor.

Özetle; işimiz ne kadar zor olursa olsun sabır ve itina ile atılan her adımın çocuğumuzun gelişimine büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Bunun için yaşı kaç olursa olsun çocuğunuza sabırla anlatın. Denemesine izin verin. Zamanla sizi kendisini kısıtlayan bir engel olarak görmeyi bırakıp, güvenliği için uğraşan bir melek olduğunuz anlayacaktır.

Sevgiyle,