Başlıksız

Kendini bildi bileli yazı yazan insan ne yapar? Yazar işte. Mutluyken yazar, üzgünken yazar, aşıkken yazar, özleyince yazar.

İlk kez yazamıyorum. İlk kez ne zaman yazmaya kalkışsam boğazımda bir düğümle kalakalıyorum klavyemin başında. Oysa ne çok istiyorum içimden geçenleri, aklımın durmadan bana fısıldayıp durduklarını, korkularımı, umutlarımı yazmayı.

Yapamıyorum.

Bilmem, belki bu defa yazarım. Belki yazarım ama yayınlamam.

Çok doluyum bugünlerde. Fena öfkeliyim hayata. Bazısı etrafımca bilinen, bazısı ise yalnızca bende kalan başımdaki onca işe. En çok da "kanser" denilen illete.

Ben hep çok şükreden biri olmuşumdur. Hep "vardır bunda da bir hayır" diyenlerden hani. Hep "hadi toparlan bakalım hayat bu işte, düştün kalkarsın" diyerek yaşayanlardan.

İlk kez yapamadığımı hissediyorum.

İlk kez "hadi" diye başladığım o bol motivasyon soslu cümlelerin ardını getiremiyorum.

Sabahları uyanıyorum, Duru'yu kreşe gönderiyorum. Evi toparlıyorum, makyaj yapıyorum, yemek yiyorum, sokağa çıkıyorum, bayağı bayağı yaşıyorum yani. Hani hiçbir şey yokmuş gibi. Kendime şaşıyorum sonra. Gülebildiğim zamanlara. Sonra gülebildiğim için utanıyorum. Acıyorum kendime. Sonra bunun için kızıyorum bir de. Dünyada onca aç insan, evladını kaybeden onca anne ve daha nice felaketler varken ben neden şikayetleniyorum diye.

Bir kısırdöngünün içinde debelenip duruyorum işte.

Bakmayın gülümsediğime iyi değilim yani. Hiç hem de...